Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
Oysa ki seninle güzel olmak var
Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.
Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
O başkası yok mu bir yanındakine veriyor
Derken karanfil elden ele.
Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
Birleşiyoruz sessizce. / E. Cansever
1 Kasım 2013 Cuma
9 Ekim 2013 Çarşamba
Grease
İzlemeyen var mi? Bilemem.. Ama su zamanda yasamak isterdim. O zaman cilginlar gibi dans edebilirdim iste!
Moz..
Kendini hep yalniz hisstemis olan birinden bahsetmek istiyorum tam da su an.. Yalnizligini pek cok seye tercih etmis olan birinden. İki cinse de ait hissedemedigine karar vermis, bana bir aksani boylesine sevdiren, muzik denildiginde aklima hep ilk gelen bir adamdan. Karizmasi eritir, sesi aklinizi basinizdan alir bana gore!
The smiths'in kurucularindandir, heybetinden yikip gecen bir adamdir Steven Patrick Morrissey.. Dogdugum yil gruplarinin dagilmasi ne aci olsa da, kariyerine tek basina tum ihtisamiyla devam etmistir. Arabesk tadinda acinakli sarkilari ve o sarkilarinin uzunluktan bazi zamanlar bayiltan adlari vardir. Tek bir cumlesinde dunyalari anlatir, yorumlamaya doyamazsin.. Huzur dolu muzigine hayatin can sikici konularini ortak eder, 'ben su an ne hissediyorum?' sorusunu sordurur her seferinde.
Vazgecilmezdir, cok onemli bir karakterdir muzikte Morrissey! Bakkalimda yankilanmasini istiyorum o guzelim sesin, hayatimi daha keyifli kilabilmek icin. Acilis sarkisi ise.. (Link aramayin bosuna, beni taniyanlar sarkiyi dinlemeye basladilar bile..)
8 Ekim 2013 Salı
Taksi muhabbetleri-1
-Abisi niredensin?
-Pardon?
-Memleket diyorum, niresi?
-Haa, Rize o zaman..?
Genelde hep boyle baslar abilerle muhabbet. Eskiden buralar cayir idi-cimen idi diye de devam eder. Az evvel tanistigim abisi, Tuzla'nin sene bilmem kactaki halini anlatti mesela.. Bamyasi meshurmus, biliyor muydun? Karanfil tarlalari bir de.. Karanfili de sevmem oldum olasi. Neyi seversin ki sen diye sorarsan; degisir iste sevdigim seyler hep. Hicbir zaman net bir cevabim yoktur o yuzden. Ama uzun zamandir husnu yusuf cicegini seviyorum, henuz degismedi bu nedense.. Yolda ilerlerken, tersanelerin oldugu yerde onceden balik tutuldunu soyledi ic ceken abisi. Saatte bir gecen otobuslerin zamaninda, yazlik bir semte ozgu sessizlik hakimmis temiz havanin yani sira. Abi dedim, ne cabuk degisiyor her sey.. Lafa katilmis olmak icin dedigimi saniyordum ama konuya dahil olmustum da haberim yokmus, sonradan anladim.
Zaman denilen her seyi degistiriyor, basta da ademoglunu.. Donen carkta bir iyiye, bir kotuye gidiyioruz. İsimizden, sahip olduklarimizdan uzaklasmak istiyoruz, sanki yeterince yalniz degilmisiz gibi? Eskilerden kalma bir samimiyet ariyorum, sefkat, riyanin eksikligini tasiyan insanlar istiyorum dizimin dibinde.. Cok olmasinlar ayrica, kalabaliktan da darlandim zira. Genelimizde kaybedilmis bir huzur var, herkesin ona koydugu ad baska baska. Uzaklasmak diyorum, kafami kesmedikce fark etmeyecek bir yontem diyor sonra oteki ben. Su siralar hep boyle, mutsuzluk hukum suruyor benim zamanimda.. Ben yine degismeyi bekliyorum.
7 Ekim 2013 Pazartesi
Ne Kadar Aptalız!
"Ne
aptalız. Ne çok geri çevrilmiş davet. Ne çok söylenmemiş söz. Ne kadar
çok karşılaşmamış bakış. Ne çok kez hayat yanı başımızdan gelip geçiyor
da farkına bile varmıyoruz." diyordu Michele, Antonia giderken. Ömrü hayatımda izlediğim en keyifli filmlerden biriydi 'Cahil Periler'. Harem Suare ve Hamam'ın yönetmeni Ferzan Özpetek, üçüncü filmi olan 'Cahil Periler' ile bambaşka bir yer aldı zihnimde.
Bir çok arkadaşıma anlatmaya çalıştığımı hatırlıyorum; filmin alt mesajlarını, içerisinde geçen Nazım şiirinin o sahneye ne kadar yakıştığını, çoğu kez unutulan bağlılığın, varlığından belki de bihaber olunan tutkunun, size ait olmayan bir şeyleri beklemenin ne demek olduğunu.. 'Onu o kadar çok sevdim ki hastalığını bile istedim..' diyordu karakterlerden biri ve intiharın en görkemli halini ifade ediyordu, korkusuzca.
Aşk; bir kadın veya bir erkeğe duyulan bir şuur kaybı değildir çoğu zaman. Pek çok kılıkla karşılayabilir sizi; işiniz, çocuğunuz, köpeğiniz, dinlemekten yıllar sonra bile bıkmadığınız şarkılarınız gibi.. Umarım filmi izleyen hiç kimse o bardağı yere atmak zorunda kalmaz, atsa da bardak kırılmaz.
Bir çok arkadaşıma anlatmaya çalıştığımı hatırlıyorum; filmin alt mesajlarını, içerisinde geçen Nazım şiirinin o sahneye ne kadar yakıştığını, çoğu kez unutulan bağlılığın, varlığından belki de bihaber olunan tutkunun, size ait olmayan bir şeyleri beklemenin ne demek olduğunu.. 'Onu o kadar çok sevdim ki hastalığını bile istedim..' diyordu karakterlerden biri ve intiharın en görkemli halini ifade ediyordu, korkusuzca.
Aşk; bir kadın veya bir erkeğe duyulan bir şuur kaybı değildir çoğu zaman. Pek çok kılıkla karşılayabilir sizi; işiniz, çocuğunuz, köpeğiniz, dinlemekten yıllar sonra bile bıkmadığınız şarkılarınız gibi.. Umarım filmi izleyen hiç kimse o bardağı yere atmak zorunda kalmaz, atsa da bardak kırılmaz.
Wake me up when winter ends..

"Bahar" tanimi eskilerde bir sarki gibi sanki gonul dostlari.. Beyazbasan tadinda bir kabus gibi cokmekte kis uzerimize, eli kulaginda! Pardon? Geldi bile.. Sevemedim hic bulutlu, islak ve bir o kadar da soguk zaman dilimini; yapacak bir sey yok bu hususta.. Bir seylerin taklidi gibi kis, sevimsiz bir hissiyat uyandiriyor bende yine, yine, yine..
2 Ekim 2013 Çarşamba
The others

Ben simdi iki-uc afilli kelime bulayim, nadir kullanilanlardan.. Devrik cumleler kurayim, ne anlatilmak istendigi icerisinde kaybolup gitmis, akil karmasasi yaratma amacli olanlardan.. Guncel bir konu da bulayim; misal ask acisi(?). Burada aglayip-guleyim, gerceklikten cok uzakta!
İmmhh, benden blog yazari olmaz sanirim..
1 Ekim 2013 Salı
Zaman zaman.. ZZZzzzZZ!
Zaman dediğin, düğümü çözülmüş balondan sızan hava gibi sanki.. Bir de bakmışsın ki, eski bir fotoğraftan el hareketi çekiyor sana; sureti yabancı, alaycı sen. 10 Sene önce izlediğiniz bir dizi karakterine dönüştüğünüzü görmeniz, tuhaf bir boşluk hissi yaratabilir düşünce sisteminizde. Zira sindirimi zor şeyler; yaşlanmak ve gittikçe yalnızlaşmak.. Her şey biter ve herkes gider. Lakin korkmak bir kaçış yolu sunmaz bize, tam da Nazım'ın dediği gibi :
'Henüz vakit varken, gülüm
Paris yanıp yıkılmadan
henüz vakit varken, gülüm
yüreğim dalındayken henüz
şu Mayıs gecesi rıhtımdan geçmeliyiz
söğütlerin altından, gülüm
ıslak salkım söğütlerin
Paris'in en güzel bir çift sözünü söylemeliyim sana
en güzel, en yalansız
sonra da ıslıkla bir şey çalarak
gebermeliyim bahtiyarlıktan
ve insanlara inanmalıyız..'
Ve insanlara inanmalıyız..



